İsa Mesih’in İkinci Gelişi, dünya
üzerinde 3,9 milyar insanın inandığı dinî bir bilgidir. Hristiyanlık dünyası
ellerinde bulunan Evanjellerden ve Müslümanlık dünyası da geleneksel hadis
literatüründen dolayı bu inancı kabul etmektedir. İslam dünyasında bu konu,
Muhammed Peygamberin “mütevatir hadis” ismiyle adlandırılan ve diğer hadisler
arasından en güvenilir olduklarına inanılan hadis literatüründe
zikredilmektedir.
Bunun yanında, Müslüman dünyada ve
özellikle Türkiye’de son zamanlarda “Kur’an’ın asıl mesajı” istikametinde bir
uyanış gerçekleşmektedir. Sünni dünyanın önde giden alimlerinin ortaklaşa
aldıkları fetvalarıyla öldürülen Reşat Halife tarafından resmi olarak
başlatılmış bu akımın günümüzdeki en etkili temsilcilerinden bir tanesi Edip
Yüksel’dir. Yüksel’in son zamanlarda medya kuruluşlarında yapmış olduğu
röportaj ve sunumlarından sonra bu akım Türkiye’de inanılmaz bir tırmanışa
geçmiş, her geçen gün çeşitli çevrelerden “akın akın” Allah’ın Dinine girişler
başlamıştır. Bu makalemizdeki hedefimiz az önceki cümlede belirttiğimiz bu
“akın akın” sözünü biraz daha açmak olacaktır, zira birazdan da görüleceği
üzere, bu konunun İsa Mesih’in İkinci
Gelişi ile doğrudan bağlantısı vardır.
Bu makalede ele aldığımız konu olan İsa’nın İkinci Gelişi meselesi de
bazı kesimler tarafından “İsrailiyyat” şeklinde değerlendirilmekte ve bu
bakımdan da “Sadece Kur’an” mesajı takipçileri tarafından ‘üzerine çok düşünülmemesi
gereken’ konulardan biri olarak algılanmaktadır. Halbuki bu konu, tahminimizce
- birazdan da göreceğimiz gibi- çok kısa bir zamanda “Sadece Kur’an” mesajının
tüm dünyaya yayılması için kaçınılmaz bir öğe haline gelecektir.
“İsrailiyyat”
nedir?
İsa Mesih’in
İkinci Gelişi
meselesini anlamak için ilk önce “İsrailiyyat nedir?” sorusunu cevaplamamız
gerekmektedir. Kısacası “İsrailiyyat,” Yahudilik kültüründe bulunan takke
takma, tespih çekme, kadınların başını örtmesi, erkek çocukların sünnet
edilmesi, yetişkin erkeklerin sakal bırakması vs. gibi İslam’a sonradan girmiş
ve Müslümanlar tarafından benimsenmiş dini bir yaşam tarzıdır. Bunun yanında,
örneğin Musa Peygamberin denizi ikiye ayırmasına karşılık Muhammed Peygamberin
sözde ayı ikiye yarma mucizesi, Musa Peygamberin asasıyla taşlara vurup su
akıtmasına karşılık Muhammed Peygamberin sözde on parmağından su akıtma
mucizesi gibi Muhammed Peygamberi Musa Peygamberle yarıştırma amacıyla sonradan
üretilmiş bir çok bilgi de “İsrailiyyat” kategorisinde zikredilmektedir.
İsa’nın Dünyaya
İkinci Gelişi “İsrailiyyat”tan mıdır?
Birçok çevre İsa’nın İkinci Gelişi meselesini ciddi bir analiz yaparak ele
almadığından dolayı bu bilgiye de “İsrailiyyat” nazarıyla bakmaktadır. Burada
ilk önce düzeltilmesi gereken bir husus vardır; bu da İsa’nın İkinci Gelişi’ni “İsrailiyyat” olarak algılamaktır. İsa’nın İkinci Gelişi “İsrailiyyat”
değildir, zira Museviler İsa’nın Mesih olduğuna zaten inanmamaktadırlar ve
dolayısıyla da İsa’nın İkinci Gelişine
de haliyle iman etmemektedirler. Birazdan da göreceğimiz gibi, Museviler
mesihiyetini zamanında ispatlayamamış İsa’yı değil, onun yerine Büyük İsrail’i
inşa edip Tevhit inancını tüm dünyaya duyuracak “Gerçek Mesih”i
beklemektedirler.
İsa peygamberin dünyaya tekrar geleceği
bilgisi ilk çağda sayıları çok az Mesih’i
Yahudiler şeklinde adlandırılabilecek ve sonradan kendilerine Hristiyan
adı verilen İsa’nın ensarı tarafından korunup günümüze kadar ulaştırılmıştır.
Bu müjdenin kaynağı, İsa Mesih’in ölmeden önce talebelerine aktardığı
bilgilerdir ve gerek kanonik ve gerek apokrif tüm Evanjellerde (İncilllerde) bu
müjde mevcuttur.
Bu makalede İsa’nın İkinci Gelişi’nin Kur’anî olup olmadığı konusu bizi
ilgilendiren kısımdır. Hedefimize ulaşabilmemiz için akademik bir metodoloji
takip etmemiz gerekmektedir. Eğer daha baştan İsrail veya İsrail ile alakalı
bilgileri tamamiyle “İsrailiyyat” şeklinde nitelendireceksek, bu konuyu
çözmemiz imkânsız hale gelecektir. Hadiseyi bu şekilde peşin bir hükümle ele
almamak için öncelikle şunu vurgulamalıyız ki, Tanah’tan gelen ayetleri
“İsrailiyyat” dairesine sokup onları inkâr etmek zaten başlı başına Kur’an’a
aykırıdır; zira Kur’an defaatle kendisinin Tanah’ı tasdiklediğini ifade eder.
Öte yandan, Allah kelamının dörtte üçü de yine “İsrailiyyat”tır, çünkü devamlı
olarak Ben-i İsrail’e gönderilmiş peygamberlerin kıssalarından ve onların yaşam
tarzlarından bahseder. Dolayısıyla ilk önce neyin “kabul edilmesi farz olan
İsrailiyyat” ve neyin de “sonradan uydurulmuş İsrailiyyat” olduğunu tespit etmemiz
gerekmektedir. Kur’an’da yer alan birçok konu içerisinden doğruyu bulma adına
konumuz ile alakalı olarak en başta seçmemiz gereken konu gerçek İsrail’in
geleceğidir. Bunu bulmak için Tanah ve Kur’an’da İsrail’in geleceği hakkındaki
ayetleri karşılaştırmamız gerekmektedir. İlk önce “Kur’an İsrail’in geleceği
hakkında ne müjdeler?” sorusuna cevap arayalım. Bunun ile ilgili ayet 2.
surenin 40. ayetidir:
“Ey İsrailoğulları! Bana verdiğiniz sözü tutun, ta ki
ben de size olan ahdimi yerine getireyim!”
Bu ayet çok önemli bir ayettir ve
araştırmamız için başlangıç noktası olacaktır. Zira bu Kur’an ayeti, tüm
Tanah’taki kitapların defaatle müjdelemiş oldukları “Büyük İsrail”e Yahova’nın
vermiş olduğu sözün halen geçerli olduğunu tasdiklemektedir. Bunun yanında zikredilmesi
gereken çok önemli bir bilgi de, Kur’an ve Tanah’ın müjdeleriyle Muvahhatlik dininin kıyametten önce
tüm dünyada kabul göreceğidir. Birazdan da görüleceği üzere, Tanah ve Kur’an’da
Rabbimizin müjdelediği “Büyük İsrail” kurulduğunda Tevhit dini tüm dünyaya
Mesih’in elindeki Kur’an ile yayılacaktır. Şimdi hemen kısaca bu konu hakkında
birkaç Tanah ayetini ele alıp Allah’ın İsrailoğullarına defaatle değişik
peygamberler vasıtasıyla neler vaat ettiğini beş adet konu başlığı altında
inceleyelim:
1) Bütün İsrailoğulları sağ salim Kûdüs’e geri
dönecektir.
Birçok Tanah ayetinde İsrailoğullarının
sağ salim İsrail’e geri dönecekleri vaat edilmiştir. Fakat bunun gerçekleşmesi
için -birazdan açığa kavuşturacağımız- Allah’ın onlara emrettiği buyrukları tamamen
yerine getirmeleri gerekecektir:
“Bugün
size ilettiğim buyruklar uyarınca siz ve çocuklarınız Rabbiniz Allah’a
döner, bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na uyarsanız, Tanrınız size merhamet edecek, sizi
sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden
toplayacak. Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Rabbiniz Allah sizleri
toplayıp geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak.
Orayı miras alacaksınız.” (Yasanın Tekrarı 30:3)
“De
ki, Efendimiz Rab şöyle diyor: Sizi uluslar arasından toplayacak, dağılmış
olduğunuz ülkelerden geri getirecek, İsrail ülkesini yeniden size vereceğim.”
(Hezekiel 11:17)
2) Son Mabed Kûdüs’te İnşa Edilecek
Tanah’ın ayetlerinde kıyametten önce
Tevhit dininin “Büyük İsrail” tarafından tüm dünyaya yayılacağı birçok
peygamber tarafından bildirilmiştir. Bu müthiş hadise gerçekleştiğinde
Kur’an’daki İsrail Suresi 1. ayette de belirtildiği gibi dünya üzerinde çevresi
mübarek kabul edilen tek belde olan Kudüs’te bütün ırklar için ortak kıble
olacak Tevhit Mabedi inşa edilecektir:
“Rabbin
mabedinin kurulduğu dağ, son günlerde dağların en yücesi, tepelerin en yükseği
olacak. Oraya akın edecek ulusların hepsi. Birçok halk gelecek, ‘Haydi, Rabbin
dağına, Yakup’un İlahının
mabedine çıkalım’ diyecekler, O bize
kendi yolunu öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim. Çünkü yasa Siyon’dan, Rabbin
sözü Yeruşalim’den çıkacak.” (Yeşaya
2:2-3)
“Kutsal
dağıma getirip dua evimde sevindireceğim. Yakmalık sunularıyla yakınlaştırıcı hediyeleri
sunağımda kabul edilecek, çünkü evime “Bütün ulusların dua evi” denecek.”(Yeşaya
56:7)
3) İsrailoğulları Rabbine hakiki mânâda
yönelecek
Tüm dünya şirk içerisindeyken Allah’ın
özellikle seçip sevaplarıyla ve günahlarıyla yüzyıllarca dine hizmet ettirdiği
İsrailoğulları tövbe edip Rabbin onlara emretmiş olduğu tüm buyrukları yerine
getirecektir. (Birazdan da görüleceği gibi şuana kadar bu buyruklar arasından
itaat edilmeyen tek buyruk Kur’an’ı kabul etmeleri gerektiğidir. Mesih
geldiğinde bu müthiş hadise gerçekleşecektir.)
“Siz
yine Rab’bin sözüne kulak verecek, bugün size ilettiğim buyrukların
hepsine uyacaksınız. Rabbiniz el attığınız her işte sizi başarılı kılacak;
çok sayıda çocuğunuz olacak, hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü bol
olacak. Rab atalarınızdan nasıl
hoşnut kaldıysa, sizden de öyle
hoşnut kalacak ve sizi başarılı kılacak. Yeter ki, Rabbinizin sözünü
dinleyin, bu Yasa Kitabı’nda yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün
yüreğinizle, bütün canınızla O’na dönün.”(Yasanın Tekrarı 30:8-10)
“Onlara
tek bir yürek vereceğim, içlerine yeni bir ruh koyacağım. İçlerindeki
taş yüreği çıkarıp onlara etten bir yürek vereceğim.” (Hezekiel 11-19)
“Size
yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh
koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim.
Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları
uygulamanızı sağlayacağım.”
(Hezekiel 36:26-27)
4) Dünya Barışı
Yukarıda belirtilen müthiş hadiseler
gerçekleştiğinde tüm insanlık “Din kardeşi” olacak ve “Dünya Barışı” tesis
edilecektir. “Büyük İsrail” günümüzde Ortadoğu’da bulunan İsrail Devleti gibi
sadece Yahudi ırkına ait olmayıp, tüm insanlığa açılacaktır ve Dünya Barışı
tesis edilecektir:
“Rabbin
mabedinin kurulduğu dağ, son günlerde dağların en yücesi, tepelerin en yükseği
olacak. Oraya akın edecek halklar. Birçok ulus gelecek, “Haydi, Rab’bin
Dağı’na, Yakup’un İlahının mabedine
çıkalım” diyecekler, “O bize kendi yolunu öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim.
Çünkü yasa Siyon’dan, Tanrı’nın sözü Yeruşalim’den çıkacak.”
“Rab halklar arasında yargıçlık edecek, uzaklardaki
güçlü ulusların anlaşmazlıklarını çözecek. İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp
saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç
kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacak artık. Herkes kendi asmasının, incir
ağacının altında oturacak. Kimse kimseyi korkutmayacak. Bunu söyleyen, Rabbimiz
Allah’tır.”
(Mikah 4:1-4; Yeşaya 2:1-4 )
“Onun
döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak, parsla oğlak birlikte yatacak.
Buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak, onları küçük bir çocuk
güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak, yavruları bir arada yatacak. Aslan
sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak,
sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. Sürgünler geri dönecek.
Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü
sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da Rabbin bilgisiyle dolacak.” (Yeşaya
11:6-9)
5) Tüm ulusların Tek Rabbe inanması
Yukarıda da belirtildiği gibi tüm
uluslar Tevhid bayrağı altında Allah’ı Tek Rab olarak kabul edeceklerdir:
“Rab
bütün dünyanın kralı olacak. O gün yalnız Rab, yalnız O’nun adı kalacak.”(Zekeriya
14:9)
“Yeni
Ay’dan Yeni Ay’a, Şabat Günü’nden Şabat Günü’ne bütün insanlar önüme gelip Bana
ibadet edecekler” diyor Rab.” (Yeşaya 66:23)
“Ama
o günlerden sonra İsrail halkıyla yapacağım antlaşma şudur” diyor Rab, “Yasamı
içlerine yerleştirecek, yüreklerine yazacağım. Ben onların Rabbi olacağım,
onlar da Benim halkım olacak. Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini,
‘Rabbi tanıyın’ diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni” diyor
Rab...» (Yeremya 31:33-34)
“Yarattığın
bütün uluslar gelip sana ibadet edecekler, Ya Rab, adını yüceltecekler.”
(Mezmurlar 86:9)
Bütün bunları
Mesih yerine getirecektir.
Şuana kadar yukarıda gösterilen bu
pasajlarda ve daha bunun yanında onlarca Tanah ayetlerinde Allah’ın dininin tüm
dünyaya yayılacağı bilgisi ve insanların “Gerçek İsrail” sayesinde barış
içerisinde yaşayacağı vaadi gözlemlenmektedir. Bu “Gerçek İsrail” yine Tanah’ın
ayetlerinde “Ha Maşiakh” yani Arapçadaki şekliyle “El Mesih” tarafından
gerçekleştirilmek zorundadır, zira Tanah ayetleri bütün bu müthiş değişimin
Allah’ın özellikle seçtiği bir peygamber tarafından gerçekleştirileceğini
belirtmektedir. Birazdan ele alacağımız Kur’an ayetleri de bunu
tasdiklemektedir. Rabbimiz, Hakim isminin tecellisi olarak dinini temsil etme
icraatını elçileri vasıtasıyla gerçekleştirir. İnsanlığı büyük tufandan Nuh Peygamber
vasıtasıyla, İsrailoğullarını Firavun’dan Musa ile kurtaran Rabbimiz Kur’an’ı
da Muhammed Peygamber vasıtasıyla insanlığa iletmiştir. İsrailoğulllarına vaat edilmiş
bu büyük misyon sıradan bir kişi ile değil, bilakis birçok ayette geleceği
müjdelenmiş bir insan tarafından gerçekleştirilecektir:
“İşay’ın
kütüğünden yeni bir filiz çıkacak, kökünden bir fidan meyve verecek. Rabbin
Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu
O’nun üzerinde olacak. Rab korkusu hoşuna gidecek. Gözüyle gördüğüne göre
yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek, yoksulları adaletle
yargılayacak, yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek. Dünyayı ağzının
değneğiyle cezalandıracak, kötüleri soluğuyla öldürecek. Davranışının temeli
adalet ve sadakat olacak. O’nun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana
duracak, onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak,
yavruları bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek
kobra deliği üzerinde oynayacak, sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna
sokacak, sürgünler geri dönecek, Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar
vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rabbin
bilgisiyle dolacak. O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak, halklara sancak olacak,
uluslar ona yönelecek.”
(Yeşaya 11:1-10)
“İşte Davut
için doğru bir dal çıkaracağım günler geliyor” diyor Rab: “Bu
kral bilgece egemenlik sürecek, ülkede adil ve doğru olanı yapacak. O’nun
döneminde Yahuda kurtulacak, İsrail güvenlik içinde yaşayacak. ” O, “Yahova’nın
adaleti” adıyla anılacak.” (Yeremya 23:5-6)
“Kulum Davut onların kralı olacak, hepsinin tek
çobanı olacak. Benim buyruklarımı izleyecek, kurallarıma uyacak, onları
uygulayacaklar. Kulum Yakup’a verdiğim, atalarınızın yaşadığı ülkeye
yerleşecekler. Kendileri, çocukları, çocuklarının çocukları ebediyet için orada
yaşayacaklar. Kulum Davut ebediyetle onların önderi olacak onlarla
Şalom Antlaşması yapacağım. Ebediyetin antlaşması onlarla olacak. Onları
yeniden oraya yerleştirip sayıca çoğaltacağım. Mabedimi ebediyet için onların
ortasına kuracağım. Konutum aralarında olacak; onların Rabbi olacağım,
onlar da benim halkım olacak. Mabedim sonsuza dek onların arasında oldukça
uluslar İsrail’i kutsal kılanın Ben Rab olduğumu anlayacaklar.”
(Hezekiel 37:24-28)[1]
İsa Mesih’in tekrar dünyaya gelişi ile
burada verilen bilgilerin doğrudan bağlantısı vardır. Çünkü görüldüğü gibi
Tanah’ta Allah’ın İsrailoğullarına verdiği bütün vaatlerin “El Mesih”
tarafından gerçekleştirileceği bilgisi verilmektedir. Kur’an’a göre “El Mesih”
İsa’dır. Fakat İsa Mesih ilk defa dünyaya geldiğinde bu vaatlerin hiçbir
tanesini gerçekleştirememiştir. İşte bu yüzden dolayı da Museviler İsa’nın “El
Mesih” olduğuna inanmazlar. Fakat az önce de belirttiğimiz gibi Kur’an, İsa’ya
defaatle “El Mesih” olarak hitap eder. Bu bakımdan İsa’nın Dünyaya İkinci Gelişi gerçekleşmek zorundadır. Eğer bu
hadise gerçekleşmeyecekse, bu, Kur’anın (haşa) Allah Kelamı olmadığı anlamına
gelir, zira Kur’an İsa’ya “El Mesih” dediyse ve Meryemoğlu İsa Mesihiyet adına
2000 sene önce Tanah’ta yapması gereken hiçbir icraatı gerçekleştiremediyse,
bunun anlamı Kur’an’ın teolojik bir hataya düşmüş olması demektir. Bu ise
mümkün değildir. Bu iddiaya karşılık bazı çevreler Kur’an’ın İsa’ya “El Mesih”
demesini Arapçadaki “meshetmek” anlamı ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Bu
görüşe göre İsa Mesih’in dünyaya geliş gayesi Yahudilerin bazı yanlış
inançlarını silip doğruya çevirme misyonudur. Fakat bu açıklama tatmin edici
değildir. Zira peygamberlerin insanlığa gönderiliş amacı zaten insanların
yanlış inançlarını düzeltmek ve onları doğru yola iletmektir. İsa peygamber
için onlarca ayette özellikle ve defaatle “El Mesih,” “El Mesih,” “El Mesih”
denmesini bu şekilde açıklamak, bu olayı kavrayamamışlık ve basite
indirgemişlik anlamına gelir. Bu iddia çürük bir iddiadır. Dolayısıyla “El Mesih”
kavramının Tanah’ta belirtildiği gibi anlaşılması gerekmektedir. Rab, birçok
peygamber vasıtasıyla inanan kullarına verdiği vaatten vazgeçmez. (30:6)
Tanah Mesih’in İkinci Gelişi konusunda
ne der?
Allah’ın İsrail’e taahhüt etmiş olduğu
vaatlerini ve bu vaatlerin “El Mesih” tarafından gerçekleşeceğini az önce
gördük. Bilindiği gibi İsa Mesih dünyaya ilk defa geldiğinde Roma Hükümeti’nin
baskıları sonucu misyonunu ihya edemeden vefat etmiştir ve Allah’ın vaatlerini
gerçekleştirememiştir. Allah sözünün doğruluğu ancak İsa Mesih’in dünyaya
ikinci kere gelişiyle ispatlanabilir, zira Allah tarafından verilmiş sözün
mutlaka gerçekleşmesi gerekmektedir. Eğer Rabbimiz İsa’ya “El Mesih” dediyse,
bu, bütün insanlar tarafından açıkça gözlemlenip kabul edilecek hale gelecektir.
Şimdi hemen Tanah’ta İsa Mesih’in dünyaya ikinci nüzulünün müjdesini
gözlemleyelim:
Az önce belirttiğimiz Yeşaya kitabının
ayetinde İsrailoğulllarına vaat edilen El Mesih’in Meryemoğlu İsa olduğu çok
açık gözlenmektedir. Çünkü burada bahsedilen Mesih’in Kutsal Ruh tarafından
destekleneceği belirtilmektedir. Kur’an’da da buna paralel olarak İsa Mesih’in
özellikle Kutsal Ruh tarafından desteklendiği vurgulamaktadır. Tanah ayetini
tekrar hatırladığımızda bunu açık bir şekilde görebiliriz:
“...Rabbin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab
korkusu ruhu O’nun üzerinde olacak.”
Burada belirtilen ruh, apaçık Kutsal
Ruh’tur ve bahsedilen kişi ise bu ayeti takip eden ayetlerdeki müjdeleri daha
henüz yerine getiremeyen İsa Mesih’tir.
Yeşaya kitabının 11. bab’ın başlangıcı
ise dikkatleri üzerine toplamaktadır, zira burada aynı kişi için iki farklı
ifade kullanılmıştır:
“İşay’ın kütüğünden
yeni bir filiz çıkacak, kökünden bir fidan meyve verecek.”
Şimdi bu cümleyi iki kısımda analiz
edelim: Görüleceği gibi ilk ayırım olan “İşay’ın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak” kısmı
Mesih’in Davut soylu olacağına işarettir, zira İşay Davut’un babasıdır ve ilk
gelişinde Meryemoğlu İsa Davut soyundan gelmiştir. Fakat ikinci kısımda, yani: “kökünden bir fidan
meyve verecek” cümlesinde
“kök” ifadesi geçmektedir.
Burası çok ilginçtir, çünkü İşay’ın kökü Adem’dir. Yani ikinci gelişinde
“Davutoğlu” olma hususundan bahsedilmemektedir. Müjdenin en önemli ve vurucu
kısmı ise az önce paylaşmadığımız kısımdır, yani 11. ayet:
“O gün Rab, Asur’dan, Mısır, Patros, Kuş, Elam, Şinar,
Hama ve deniz kıyılarından halkının sağ kalanlarını kurtarmak için İKİNCİ KEZ
ELİNİ UZATACAK.”
Ayet çok net bir şekilde İsrail’in
kurulması için Rabbin İsrailoğullarına İKİNCİ KEZ elini uzatacağını
belirtmektedir. “El Mesih” olan İsa’nın gelişinden yüzyıllar önce vahyedilmiş
Yeşaya 11:11 ayeti İsa’nın ikinci kez geleceğine açıkça işaret etmektedir.
Ayetteki matematiksel detay da ilgimizi çekmektedir, zira 11:11 iki taraflı
simetriktir.
İsa Mesih’in İkinci Gelişi hakkında
Kur’an ne der?
Kur’an, İsa’nın İkinci Gelişinin ilim sahipleri tarafından
anlaşılacağını müjdeler. İsa’nın
İkinci Gelişi bilindiği gibi kıyametten önce gerçekleşecektir ve bu
konuda sayısız Tanah ayetleri ve Evanjel bilgileri mevcuttur. Kur’an da bunu
aynı şekilde ifade eder:
“O
(İsa), Saat (Kıyamet) için bir ilimdir. O zaman
onda sakın şüpheye düşmeyin ve Bana tabi olun. İşte bu istikamet yoludur.”
(43:61)
43. surenin 61 ayetinden önceki
ayetlerine bakıldığında rahatlıkla “O” zamirinin İsa’ya işaret ettiği
gözlemlenecektir:
43:57- “Meryemoğlu (İsa) bir
örnek olarak gösterilince senin halkın hemen reddettiler. 'Bizim tanrılarımız mı daha iyidir yoksa o
mu?' dediler.
58- Sadece seninle tartışmak için bunu söylediler. Onlar gerçekte, kavgacı
bir toplumdur.
59- O (İsa), kendisine
iyilikte bulunduğumuz bir kuldan başka bir şey değildi. Onu (İsa’yı) İsrailoğullarına bir örnek
kıldık.
60- Dileseydik sizi, yeryüzünü koloni haline getiren meleklere çevirirdik.
61- O (İsa), Saat (Kıyamet) için bir ilimdir. O zaman
onda sakın şüpheye düşmeyin ve Bana tabi olun. İşte bu istikamet yoludur.”
Bunun yanında, İsa isminin geçtiği
ayetlerin çoğunda “Kıyamet”
kelimesi de zikredilir:
“Allah
şöyle buyurdu: Ey İsa: Muhakkak
ki Ben seni vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim. Ve seni kâfirlerden
temizleyeceğim ve sana uyanları Kıyamet
Günü’ne kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz banadır. O zaman aranızda
ihtilafa düştüğünüz şeylerde Ben hükmedeceğim.”(3:55)
Bu ayette de görüldüğü üzere, İsa’nın
dünyadaki iki farklı hayatından söz edilir. “Ey
İsa: Muhakkak ki Ben seni vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim” kısmı İsa’nın ilk hayatına işaret
eder. Bundan sonraki ayırım olan: “Ve
seni kâfirlerden temizleyeceğim ve sana uyanları Kıyamet Günü’ne kadar kâfirlerden
üstün kılacağım” kısmı Mesih’in dünyaya ikinci gelişine
işarettir, zira ayetin ilk kısmında belirtildiği gibi İsa’nın ölümünden sonra
ahiret yurdunda “kâfirlerden temizlenmesi” söz konusu olamaz. Ölmüş insanlara
kâfirler ahiret yurdunda musallat olamazlar. Burada anlatılmak istenen,
Meryemoğlu’na ikinci gelişinde bu sefer kendisinin Allah tarafından korunacağı
garantisi verilmesidir, zira bu sefer misyonunu zaferle tamamlayacaktır. “Sana uyanları Kıyamet Günü’ne kadar kâfirlerden
üstün kılacağım” kısmı az önce vurguladığımız Rabbimizin müjdesini tasdik
etmektedir. Burada ele alınabilecek birçok detay vardır. Bunlardan birincisi “sana uyanlar” kısmıdır. Burada “senin mesajına uyanlar” veya “senin mesajına inananlar” değil,
özelllikle “sana uyanlar”
ifadesi kullanılmıştır, zira İsa Mesih bizzat gelecektir. Ayetin bundan sonraki
kısmı da bu vaat edilen zaferi tasdiklemektedir, zira İsa Mesih’e uyanların kıyamet gününe kadar kâfirlerden üstün
tutulacağı vaadi zikredilmektedir. Ayet açıkça gelecekten
bahsetmektedir, çünkü İsa Mesih’e uyanlar tarihin hiçbir kesitinde kâfirlerden
üstün tutulmamıştır. Eğer İsa Mesih’in ikinci gelişi kabul edilmeyecekse, o
takdirde İsa’ya uyanların Teslis inancına inanmış Pavlusçu Hristiyanlar
olduğunu kabul etmemiz gerekecektir, çünkü İsa’ya zamanında hakiki mânâda uyan
Yakup Kilisesi imanlıları 70 yılında Roma İmparatorluğu’nun Kûdüs’ü işgali
sırasında şehit edilmişlerdir. Eğer Kur’an ayetinde belirtilen “Kıyamete kadar galip olanlar” Pavlus
Hristiyanlığına uyanlar ise ancak bu şekilde ayet açıklanmış olur ki, bu da
Kur’an’ın temel inançlarına tamamen aykırı teolojik bir hata ifade eder. Kur’an
ise asla teolojik hataya düşmez. Dolayısıyla ayeti doğru anladığımızda,
Kıyametten önce gelecek olan İsa Mesih ve ona uyacak kişilerin vaat edilen Rabbin
Saltanatı’nı kuracakları açıktır. Kâfirlere üstünlük sağlanacaktır.
İsa Mesih’in
İkinci Gelişi hakkındaki
bir diğer ayet ise 4:159’dur:
“Ehl-i Kitap’tan hiç kimse yoktur ki O’na (İsa’ya) ölümünden önce iman etmiş
olmasın. Kıyamet günü, O (İsa) onlar üzerine şahit olacaktır.”
Ayette bahsedilen olay aslında çok
açıktır, fakat ne yazık ki bu ayet birçok tercüman tarafından yanlış
aktarılmaktadır. Ayetteki kelime sırası tamamen yukarıda belirtildiği gibidir.
2000 sene önce İsa Mesih’e Ehl-i Kitap iman etmemiştir. Bu konuda Kur’an,
İsa’nın deliller göstermesine karşılık Yahudilerin ona inanmadığını belirtir. Bu ayet İsa Mesih’in ikinci gelişini
gözlemleyememiş müfessirler tarafından şu şekilde açıklanmaya çalışılmaktadır:
“Ehl-i Kitap’tan herkes ölümlerinden
önce ona (İsa’ya) iman etmesi
gerekmeliydi.” Burada birinci olarak belirtmeliyiz ki, bu tercümanlar
ayetteki kelime sıralarını kendi inançları doğrultusunda değiştirmişlerdir.
İkinci olarak, ayette çoğul olarak “ölümlerinden
önce” değil, tekil olarak, yani “ölümünden
önce” ifadesi yer almaktadır. Ayeti bu şekilde tercüme etmenin bir diğer
sıkıntısı ise mantıki problemdir. “O’na
iman etmesi gerekirdi” ifadesinin Allah tarafından kastedilmiş olması
neredeyse imkan dahilinde değildir. Boşu boşuna kullanılmış bir ifadeye
benzemektedir, zira peygamberler geldiğinde zaten onlara iman etmek şarttır.
Burada yeni hiçbir bir bilgi verilmemektedir. Ayrıca özellikle “ölümünden önce” ifadesi kullanılması,
yine mantıki bir problemdir. Zira hiç kimse “ölümünden sonra” iman edemez. Bu da fazladan kullanılmış bir
kelimedir. Dolayısıyla bu ayette geçen “ölümünden
önce”yi zorla Ehl-i Kitap’a bağlamak, Kur’an’ı başka hiçbir yerde
göstermediği cümle ve mantık bozukluğuyla itham etmek demektir. Bu ise mümkün
değildir.
Az önceki ayetin gelecekten haber veren
Kur’anî bir kehanet olmasının bir diğer açık göstergesi ise ayette belirtilen
İsa Mesih’e iman edeceklerin “Ehl-i Kitap” şeklinde adlandırılmasıdır. Kur’an,
Muhammed peygamber öncesi Allah’a inanan topluluklar için hiçbir ayette “Ehl-i
Kitap” ifadesini kullanmamıştır. “Ehl-i Kitap” tabiri, Kur’an’da 31 adet
zikredilmekte olup tamamı sadece Kur’an nazil olunduktan sonraki inanan
topluluklar için zikredilmektedir [2]. Yani 4:159 ayetindeki “Ehl-i Kitap’tan hiç kimse yoktur ki O’na (İsa’ya) ölümünden önce iman etmiş
olmasın” ifadesinde yer alan “Ehl-i Kitap” kısmının İsa Mesih
zamanındaki Yahudiler için kullanılmış olmasını düşünmek, özellikle bu konuda
Kur’an’a tam tamına vakıf olamamışlıktan kaynaklanmaktadır. Kur’an’ın Muhammed
peygamberden önceki zamanlarda Allah’a iman etmiş kavimleri “Yahudiler, Beni
İsrail’den olanlar, Musa Kavmi, Lut Kavmi” şeklinde adlandırdığını bilenler,
ayetteki bu detayı göz ardı etmemektedirler. Sonuç olarak, kesin bir şekilde
görülmektedir ki “Ehl-i Kitap’tan hiç
kimse yoktur ki O’na (İsa’ya)
ölümünden önce iman etmiş olmasın” kısmı, 2000 sene öncesinden değil,
gelecekte vuku bulacak büyük bir hadiseden haber vermektedir.
Son bir bilgi olarak, ayette yine İsa
ile Kıyamet kelimesinin bir arada kullanılmasının da altı çizilebilir. Bütün
bunlar göz önüne alındığında İsa
Mesih’in İkinci Gelişi’nin müjdesi bu ayette çok net gözükmektedir.
İsa Mesih’in Gelişi hakkındaki 110. Sure
Kur’an’ın son nazil olan suresi Nasr
Suresidir ve İsa Mesih ile direk bağlantılıdır. İbranicede İsa ismi Yeşua yani
“Yahova’nın Yardımı”dır. Bu ismin Arapçadaki tam karşılığı Nasrullah’tır. Öte
yandan İsa Nasıralı’dır ve Kur’an’da onun takipçilerine Nasraniler denilir.
Dolayısıyla Nasr kelimesi ile İsa doğrudan bağlantılıdır. Bir üçüncü ayet
olarak İsa ile Nasr kelimeleri ilişkisi 61:14’te yine belirtilmiştir. Nasrullah
olan İsa, kendisine Allah davasında kimin yardım edeceğini sorduğunda,
etrafındakiler ona “Bizler Ensarullahız” demişlerdir. Ensar kelimesi Arapçada
Nasr kökünün çoğuludur. İsa Nasrullah, havarileri ise Ensarullah’tır. 110. sure
açık olarak İsa’nın (NASRULLAH) geleceğini ve kendisine Tanah’ta ve Kur’an’da
yüklenmiş olan mesihi görevini tamamlayacağını haber vermektedir:
“Nasrullah (Yeşua) geldiği ve gerçek açılımın gerçekleştiği
ve insanların akın akın Allah’ın Dini’ne girdiğini gördüğün zaman, Rabbini an,
hamdet ve O’na pişmanlığını ifade et. Muhakkak ki O, pişmanlıkları
bağışlayandır.”
Bu ayette ifade edilen bilgi, Allah’ın
Dini’nin bütün dünyada kabul görmesi ve Kur’an’ın kabulü olayıdır. Bu şekilde
Kur’an ile Tanah’ın bütün müjdeleri tekrar taahhütlenmiştir.
İsa Mesih ve 19 mucizesi
İsa Mesih kendisinin “Alfa ve Omega”
olduğunu söyler. Bu iki kelime Yunan alfabesinin ilk ve son harflerini ifade
eder. Burada İsa’nın Yunan alfabesini kastetmediği açıktır. Günümüzde tüm
dünyada kullanılan onluk sayısal düzeneğe “Alfa ve Omega” formülünü uygulayacak
olursak, Alfa 1’e, Omega ise 9’a denk gelir ki ikisi beraber 19 eder. Bu ise
Kur’an’ın matematiksel mucizesidir.
Bunun yanında, Yeşua’nın İkinci Gelişi’ni doğrudan tastikleyen 110. sure yine
İsa ile doğrudan bağlantısı olan 19 arasında mucizevi bir bağ kurar. Kur’an’ın
ilk vahyolunan suresi 19 ayetten oluşurken, son vahyolunan suresi olan NASR
suresi 19 KELİME’den müteşekkildir ve Kur’an’da Nasr suresinden başka 19
“kelimelik” hiçbir sure yoktur. Allah Kelamı ise İsa’yı Allah’ın KELİMESİ
olarak tanıtır (4:171). Bütün bu bilgileri “tesadüf” olarak nitelendirmek imkân
dairesinde değildir. Bunun yanında 110. surenin ilk ayeti olan “Nasrullah (Yeşua) gelecek ve gerçek açılım gerçekleşecek”
kısmındaki toplam harf sayısı da yine tam tamına 19’dur.
Az önce söylenilenlere ilaven, 19
mucizesinin Ehl-i Kitap’ı hidayete erdireceği 74. surede açıklanmıştır. İsa’nın İkinci Gelişi ve Ehl-i
Kitap’ı Kur’an’a davet etmesi ile 19 mucizesinin yakın tarihte eda edeceği
misyon da tamamen birbiriyle örtüşmektedir.
Bütün bunlardan ziyade, tüm Kur’an’ı
muhteşem 19 matematiksel sistemi üzerine bina eden Rabbimizin, 19. sureyi ve
19. ayetini boş bırakması düşünülemez. Bilindiği gibi 19. surenin ismi Meryem suresidir
ve İsa ile direk bağlantılıdır. Bunun yanında, Kur’an’da sadece bir kere tekrar
edilen 19. surenin 19. ayeti ise başka değil, İsa’nın doğumunun müjdelendiği
ayettir. Yüzlerce konu arasından ve sözü edilen onlarca peygamber arasından, bu
ayette bizzat İsa’dan bahsedilmesi, başlı başına 19 mucizesi ile İsa’nın bağını
ispatlar. Bunun yanında, İsa Mesih hakkında Kur’an’da onlarca ayet olmasına
karşılık, konu olarak İsa’nın doğumunun müjdelenmesinin bu ayette yer alma
ihtimali, kombinasyonel matematik hesapları ile düzinelerce hanelik rakamlardan
sadece bir olasılıktır ve şans eseri burada bulunması imkânsızdır. Bu, ancak ve
ancak, ilmi her şeyi kuşatan Alemlerin Rabbinin Yüce Kitabında bizlere inkişaf
ettirdiği bir mucizedir.
Bütün burada belirtilenler, İsa Mesih’in
yeniden dünyaya geleceğinin ve 19 mucizesi ile Allah’ın izniyle Ehl-i Kitap’ı
hidayete erdireceğinin ispatıdır. Bu kadar tevafuku “sadece şans” olarak
değerlendirmek rasyonel düşünen zihinlerin kabul edebileceği bir durum
değildir.
İsa’nın
İkinci Gelişi
ve 19 mucizesinin bir diğer bağlantısı ise 19 mucizesinin “Sadece Kur’an”
mesajı olmasıdır. Yukarıda belirttiğimiz İsa Mesih’in geleceğinden bahsedilen
ayetlere bakıldığında görülecektir ki “Bana
tabi olun” (43:61), “Sonra
dönüşünüz banadır” (3:55) ifadeleri İsa Mesih’in “Kur’an Müslümanı”
olacağını ve başka hiçbir hadis kitabı kullanmayacağını anlatır. Bu ayetlerde
Rabbimiz özellikle ‘kendisine tabi olunmasını’ emretmektedir ve bu sadece
Kur’an ile mümkündür. İsa Mesih Allah Kelamından başka hiçbir hadis ve menkıbe
kitabına iman etmeyecektir. Aynı şekilde bu bilgi yukarıda altı çizilen Tanah
ayetleri ile kıyaslandığında gözlemlenecektir ki “El Mesih “Şalom Antlaşması” olan
ve diğer ayetlerde kabul edilmesi emredilen Kur’an’ı Ehl-i Kitap’a sunacaktır.
İsa’nın Geleceği Kur’an’da ret edilmiş
midir?
Kur’an, Hristiyanların Allah’ın “üç”
olması, Allah’ın oğlu olması, İsa’ya ibadet edilmesi gibi en önemli yanlış
inançlarını açıkça ayetler vasıtasıyla reddeder. Buna ilave olarak da
Hristiyanların doğru oldukları hususlar da kabul edilmiştir: İsa’nın mucizevi
doğumu, İsa’nın mucizeleri, Kutsal Ruh ile desteklenmiş olması gibi...
Aşağıdaki listede Hristiyanlık doktrinleri ve bunların Kur’an’daki yansımaları
listelenmiştir:
• İSA’NIN MUCİZEVİ DOĞUMU – 19:19’DA
TASDİKLENMİŞTİR
• İSA’NIN MUCİZELERİ – 3:49 ve 5:110’ DA
TASDİKLENMİŞTİR
• KUTSAL RUH İLE DESTEKLENMESİ – 2:87’DE
TASDİKLENMİŞTİR
• İSA’NIN ALLAH’IN OĞLU OLMASI -
19:92’DA REDDEDİLMİŞTİR
• İSA’YA İBADET EDİLMESİ – 5:116’DA
REDDEDİLMİŞTİR
• İSA’NIN RAB KABUL EDİLMESİ – 3:64’TE
REDDEDİLMİŞTİR
• ALLAH’A «ÜÇTÜR» DENİLMESİ – 4:171’DE
REDDEDİLMİŞTİR
• İSA’NIN YAHUDİLER TARAFINDAN
ÖLDÜRÜLMÜŞ OLMASI – 4:157’de AÇIKLANMIŞTIR
Burada sormamız gereken soru şudur:
Kur’an İsa hakkında Hristiyanlığın en önemli yanlış doktrinlerini açıkça
reddederken, nasıl olur da, yine Hristiyanlar için “en önemlisinin en önemlisi”
olan İsa Mesih’in İkinci Gelişi hakkında aleyhte bir şey söylemeyip bu “yanlış
inancın” önünü kesmez?
• İSA’NIN KIYAMETTEN ÖNCE TEKRAR
YERYÜZÜNE GERİ GELECEK OLMASI - ??????????????????????????????????????
Bu tamamen imkânsızdır. Kur’an, İsa’nın Yeniden Gelişi şeklindeki
-sözde- “yanlış inancın” önünü kesmek şöyle dursun, yukarıda açıkladığımız gibi
bilakis birçok ayette ilim sahipleri tarafından rahatlıkla tasdik edilir
nitelikte bu olayı onaylamıştır.
İsa Mesih’in İkinci Gelişi Allah’ın Sözüdür
Makalemizin tamamı dikkatle incelenecek
olursa, İsa Mesih’in İkinci Gelişi’nin vuku bulmasının Rabbimizin açık bir
vaadi olduğu görülmektedir. Mesih’in tekrar dünyaya gelişi, dünya üzerinde
Allah’a inananların bir arada toplanmalarına vesile olacaktır. Bu büyük hadise,
yukarıda anlatılmış ayetlerden ziyade bir de 3:64’te belirtilmektedir:
“Söyle: Ey Kitap Ehli! Sizinle bizim aramızda ortak
olan bir KELİME’ye gelin.”
Görüldüğü gibi bu ayette yine özellikle
“KELİME” ifadesi kullanılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi, İsa Mesih
Allah’ın KELİME’sidir (4:171) ve bütün inananlar bekledikleri Peygamber
Mesih’in etrafında birleşip toplanacak ve yalnız Allah’ı Rab kabul
edeceklerdir. İsa Mesih’e özellikle verilen bu sıfat Yüce Kur’an’da başka
hiçbir peygamber için kullanmamıştır. Ayet, sonrasında ise insanlığı sadece
Allah’a hizmet etmeğe ve O’ndan başka hiçbir varlığı “Efendi” kabul etmemeğe
davet etmektedir. Bu ise, az önce de açığa kavuştuğu gibi, yeryüzüne İsa Mesih ile yayılacak Tevhit
inancının müjdesi ile birebir örtüşmektedir. Rabbimiz bu hakikati
görebilmeyi bütün kullarına nasip etsin ve bizleri de bu vaat edilen barış
günlerine ulaştırsın.
Duamız bütün dünyanın tekrar gelmesini
beklediği İsa Mesih’in bir an önce inkişaf ederek mesihiyetini İspatlayıp Kur’an’ı
bütün Ehl-i Kitap’a kabul ettirmesidir. Bunun yanında da şimdiden bu misyonun
Kur’anî düşünen mü’minler tarafından harekete geçirilmesidir. Bu, geldiğinde
Mesih’in görevini kolaylaştıracaktır. Rabbimiz nasip ederse, bu şekilde birçok
Sünni ve Şii Müslümanı da “Sadece Kur’an” mesajının doğruluğunu gözlemleme fırsatı
bulacak ve onlar da inşallah “akın akın” Allah’ın Dini’ne gireceklerdir. Bunun
yanında da inşallah Musevilik ve Hristiyanlık dünyası Kur’an’ı kabul edeceklerdir.
Sonuç itibariyle inşallah tüm insanlar yalnız Allah’a kul olacak ve Nasr
suresinde müjdelendiği gibi Allah’ın Gerçek Fethi gerçekleşmiş olacaktır.
Taner Eon DEMİRCİ LOPEZ







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder