22 Mart 2018 Perşembe

İMRAN MERYEM'İN BABA'SI MIDIR YOKSA ATA'SI MI?


Son zamanlarda gerek ateist gerek bazı kur’anist veya neo-sünni kesimlerde Kur'an'da bahsedilen İsa Mesih ile Hristiyanların inandıkları İsa Mesih'in aynı kişi olmadığına dair paylaşımlar sergilenmekte. Bunun yanında, Kur'an'daki İsa Mesih'in annesi olan Bakire Meryem'in de Hristiyanların inandıkları Bakire Meryem değil de Musa ve Harun peygamberin ablası olan Meryem olduğunu iddia etmekteler. Bu türlü fikirlerden faydalanan Jay Smith gibi evanjelist misyonerleri de Muhammed'in Kur'an'ı uydurduğunu ve uydururken de büyük bir tarihi yanlış yaptığını öne sürmekteler.

Öncelikle belirtmeliyim ki tüm fikirler saygıya değer fikirlerdir. Ortaya yeni bir fikirle gelen insanlar bu fikirleri yüzünden eleştirilmemeli, bizzat sergiledikleri fikirlerin doğrulukları test edilmelidir. Ben de bu yazımda bu konuya açıklık kazandırmaya çalışacağım. Dilerseniz şimdi Kur'an'daki İsa ile Hristiyanların inandıkları İsa'nın aynı olmadığını öne süren görüşün baz aldıkları bilgileri ortaya koyalım:

1) Kur'an'ın 3:35 ayeti:

“İmran’ın dişisi demişti: Ben karnımda olanı sana hür olarak adadım. Sen bunu kabul buyur. Muhakkak ki sen işiten ve her şeyi en iyi bilensin.”

Yukarıda bahsettiğimiz teze argüman olarak sunulan 3:35 ayetinde Meryem'i dünyaya getiren bayanın Rabbine karnındaki çocuğu adadığını gözlemlemekteyiz. Ayette bu bayanın ismi verilmemekte, fakat onun yerine bu bayan "İmran'ın dişisi" olarak anılmakta. Buradan yola çıkılarak Kur'an'daki Meryem'in annesinin aslında 2000 sene önce yaşamış Hanna değil de, ondan yaklaşık 1500 sene önce yaşamış İmran'ın hanımı Yokabet olduğu öne sürülmekte.

2) Kur'an'ın 19:27 ayeti

“Ey Harun’un kız kardeşi. Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de iffetsiz değildi.”




Bu ayette ise Meryem'in Harun'un kız kardeşi olduğundan bahsedilmekte. Dolayısıyla bu bilgi az önce belirtilen tez ile birleştirildiğinde Kur'an'ın tarihi bir yanlışlık yaptığını savunan kesim için gerçekten de önemli bir argüman oluşmakta. Diğer bir ifadeyle, bu bilgiler ele alındığında bu kesimin söylemek istediği şudur: "Kur'an'da eğer Meryem'in babasının ismi İmran ve kardeşinin ismi de Harun olarak belirtiliyorsa o zaman bu, Kur'an'ın büyük bir tarihi karışıklık yaptığının delili ve Kur'an'ı Muhammed'in uydurduğunun da ispatıdır. Çünkü Kur'an'da bahsedilen Meryem, İsa zamanında yaşamış Meryem değil, ondan yüzyıllar önce yaşamış İmran'ın kızı ve Musa ve Harun'un da ablası olan Meryem'dir. Yani Kur'an iki Meryem'i karıştırmış ve bu şekilde de Allah Kelamı olmadığını ispatlamıştır."

Yukarıdaki bahsettiğimiz konunun ayrıntılarına değinmeden önce Kur'an'da bahsedilen İsa ile Hristiyanlıkta bahsedilen İsa'nın aynı olup olmadığını araştıralım. Bunu yapmak için bu iki İsa hakkında gerek Kur'an gerekse Hristiyanlık Evanjellerinde yer alan bilgileri karşılaştıralım:

Kur'an'daki İsa / Hristiyanlıktaki İsa:

BABASIZ DÜNYAYA GELDİ / BABASIZ DÜNYAYA GELDİ

KUTSAL RUH İLE DESTEKLENDİ / KUTSAL RUH İLE DESTEKLENDİ

ZEKERİYA ANNESİNİ HİMAYE ETTİ / ZEKERİYA ANNESİNİ HİMAYE ETTİ

YAHYA TARAFINDAN MÜJDELENDİ / YAHYA TARAFINDAN MÜJDELENDİ

"ALLAH’IN OĞLU" DENDİ / "ALLAH’IN OĞLU" DENDİ

ŞEHİT EDİLDİ / ŞEHİT EDİLDİ

"EL MESİH" ÜNVANINI ALDI / "EL MESİH" ÜNVANINI ALDI

MUCİZE OLARAK ÖLÜLERİ DİRİLTTİ / MUCİZE OLARAK ÖLÜLERİ DİRİLTTİ

KÖRLERİN GÖZÜNÜ AÇTI / KÖRLERİN GÖZÜNÜ AÇTI

CÜZZAMLILARA ŞİFA OLDU / CÜZZAMLILARA ŞİFA OLDU

Bütün bu yukarıdaki veriler göz önünde bulundurulduğunda öncelikle söylememiz gereklidir ki Kur'an'daki İsa Mesih ile Hristiyanlıktaki İsa Mesih'in aynı kişi olmadığını savunmanın ele alınabilir hiçbir dayanağı yoktur. Dolayısıyla burada araştırmamız gereken konu Kur'an'daki İsa'nın Hristiyanlıktaki İsa ile aynı olup olmadığı değil, Kur'an'daki İsa'nın ne zaman dünyaya geldiği bilgisidir. Bilindiği gibi gerek Roma tarihi kaynakları gerekse Hristiyanlık kanonik ve apokrif evanjelleri İsa'nın Hükümdar Herodes ölmeden 2 sene evvel dünyaya geldiği ve M.S. 33 tarihinde ise çarmıha gerildiğini belirtmektedirler. Fakat bu yazımızda ele aldığımız teze göre, İsa Milatta değil M.Ö. 1500 tarihinde dünyaya gelmiştir.




Şimdi konumuza dönelim ve detaylı bir inceleme yapalım. Ne yazık ki, gerek ateist kesim, gerek kuranist veya neo-sünni kesim Kur'an'ı araştırdıklarında Tevrat ve Tanah'taki bilgileri göz önünde bulundurmamaktadırlar. Dolayısıyla günümüz araştırmacıları kendi ayetlerinde defaatle Tevrat'ı doğruladığını belirten Kur'an'ı araştırırken Tevrat'ı öğrenme ve anlama gayretine girişmemektedirler. Yukarıda ortaya atılan tez ve bu tezin savunucuları da ne yazık ki Tevrat ve Tanah teolojisinden yoksun oldukları için bu konu üzerinde temelsiz fikirler üretmektedirler. Şimdi dilerseniz hemen Tevrat'taki bilgilere geçelim:

Çıkış 2:1- “Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi. 2- Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi. 3- Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. 4 -Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu. 5- O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. 6- Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, “Bu bir İbrani çocuğu” dedi. 7- Çocuğun ablası firavunun kızına, “Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?” diye sordu, “Senin için bebeği emzirsin.” 8- Firavunun kızı, “Olur” diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı. 9- Firavunun kızı kadına, “Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm” dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. 10- Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını Musa koydu.”

Yukarıda belirtilen Tevrat ayetinde Musa'nın babası olan İmran'ın Levi kabilesinden olduğu gözlemlenmektedir. Görüldüğü gibi İmran'ın eşi dünyaya getirdiği evladının bir erkek olduğunu görünce korkuya kapılmakta; çünkü o dönemde Firavun Mısırlı olmayan erkek çocukları katletmektedir. Şimdi ise aşağıdaki ayetleri inceleyelim:




Sayılar 3:5 “Rab Musa’ya şöyle dedi: 6- “Kâhin Harun’a yardım etmek üzere Levi oymağını çağırıp görevlendir. 7- Buluşma Çadırı’nda Harun’la bütün topluluk adına konutla ilgili hizmeti yürütsünler. 8- Buluşma Çadırı’ndaki bütün eşyalardan sorumlu olacak, İsrailliler adına konuta ilişkin hizmeti yerine getirecekler. 9- Levililer’i Harun’la oğullarının hizmetine ver. İsrailliler arasında tümüyle onun hizmetine ayrılanlar onlardır. 10- Kâhinlik görevini sürdürmek üzere Harun’la oğullarını görevlendir. Kutsal yere onlardan başka her kim yaklaşırsa öldürülecektir.”
Sayılar 8:16-“ Sen onları arındırıp adak olarak adadıktan sonra, Levililer Buluşma Çadırı’ndaki hizmeti yerine getirmeye başlayacaklar. Çünkü İsrailliler arasından Levililer tümüyle bana verilmiştir. İlk doğanların, İsrailli kadınların doğurdukları ilk erkek çocukların yerine onları kendime ayırdım.”

Bu ayetlerde anlaşılan, kendisine peygamberlik geldikten sonra Musa'ya Rabbi tarafından Levililerden doğan erkek çocukların özel olarak Mabet işlerine atandığı vahyedilmesidir. Bu ayetlerde buna ek olarak Musa'nın kardeşi olan Harun'un çocuklarının özel olarak bu işle meşgul olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenden dolayıdır ki Harunoğulları İsrail tarihinde her zaman mabede adanan insanlar ile özdeşleştirilmiştir. Şimdi gelgelelim Meryem'in annesinin Kur'an'daki duasına:

3:35 “İmran’ın dişisi demişti: Ben karnımda olanı sana hür olarak adadım, Sen bunu kabul buyur. Muhakkak ki Sen işiten ve her şeyi en iyi bilensin.”

Görüldüğü gibi bu yukarıdaki duayı yapan kadın mutlaka yukarıda belirtilen Tevrat ayetini
bilerek yapmış olmalıdır.




Yani İsa'nın annesi olan Meryem'in, Hanna'nın değil de Yokabet'in kızı olması ihtimali söz konusu değildir. Çünkü Yokabet daha çocuk sahibi olmadan önce Rabbin Levililerin ilk çocuklarını mabede hizmet için isteyeceğini bilmiyordu. Levililerin ilk erkek çocuklarının mabede adanma olayı Yokabet'in oğlu Musa büyüyüp peygamber olduktan sonra vahyedilen bir hadisedir. Yokabet'in bu duayı yapma olasılığı yoktur.

Yukarıda bahsedilen bilginin yanında, Kur'an'daki 3:35 duasını yapan hanımın Yokabet olmadığını ispatlayan başka bir bilgi daha vardır. O da Yokabet'in Musa'yı dünyaya getirdiğinde korkuya kapılıp üzülmesi olayıdır. Eğer Yokabet 3:35'teki duayı yapmış olsaydı, dünyaya getirdiği evladın erkek olmasından korkup üzülmez, bilakis isteğine eriştiği için sevinçle dolardı. Çünkü Tevrat ayetlerine Rabbe hizmet için görevlendirilen bebekler erkek bebeklerdir. Yokabet'in Firavun zamanında Rabbinden mabede hizmet için bir evlat istemesi mümkün değildir. Çünkü gerek Tevrat ayetlerine göre, gerekse Kur'an ayetlerine göre Firavun Mısırlı olmayan erkek çocuklarını öldürmekteydi:

2:49 “Sizi Firavun ailesinden de kurtardık, Onlar size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.”




Şimdi ise Kur'an'da 3:35'teki duayı yapan kadının bebeğini dünyaya getirdikten sonraki reaksiyonuna bir göz atalım:

3:36 “Fakat onu doğurunca: ‘Rabbim, gerçekten ben onu kız olarak doğurdum’ dedi. Ve Allah, onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. ‘Erkek, kız (çocuğu) gibi değildir. Ben onu, ‘Meryem’ diye isimlendirdim ve muhakkak ki ben, onu ve onun zürriyetini, taşlanmış şeytandan Sana sığındırırım’ dedi.”

Görüldüğü gibi Kur'an'da anlatılan Meryem'in annesi, Yokabet'in tam aksine, doğurduğu çocuğun erkek olmadığını görünce üzülüyor. Çünkü Meryem'i doğuran annede Yokabet gibi doğurduğu çocuğu ölümle tehdit eden Firavun korkusu yoktu. Meryem'i doğuran anne bir erkek doğurmak istemişti. Çünkü biliyor ki Levililerden mabede adanılması için istenenler, doğan ilk erkek çocuklar idi, kız çocukları değil. Dolayısıyla bu kadının Yokabet ile ilgisi yoktur.

Kur'an'da Meryem'e "Harun'un kız kardeşi" denmesinin sebebi nedir?

Az önce de gördüğümüz gibi Meryem'in annesi kim ise, bu kadının Levi sülalesinden olması zorunludur ve hatta Levi sülalesinden Harun ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde Meryem'in annesi 3:35'teki duayı yapabilir. Kur'an ayetleri ve birçok Evanjelde yer alan bilgiye göre Meryem, kız çocuğu olmasına rağmen yine de kendisini mabede adamış birisi olarak yaşamıştır:

3:37 “Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki şeklinde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve ‘Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?’ der; o da: ‘Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir,’ derdi.”




Kur'an'dan anlaşıldığı kadarıyla Meryem'in annesinin Levi kabilesinden geldiğini gözlemlemekteyiz. Ayrıca bu kabilenin de Harun'un kabilesinin kardeşi olduğunu anlamaktayız. Nitekim Luka Evanjelinde Meryem'in, Zekariya'nın hanımı Elisabet ile akraba olduğunu gözlemlemekteyiz:

Luka 1:36 Meryem meleğe, “Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki” dedi. 35- Melek ona şöyle yanıt verdi: “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek. 36- Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır.

Bunun yanında, M.Ö. 4 yılında ölen Kral Herodes zamanından yaşayan Elisabet'in ‘Harun'un kızı’ yani Harun sülalesinden geldiği de belirtilmektedir:

Luka 1:5 “Yahudiye Kralı Hirodes zamanında, Aviya bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun soyundan gelen karısının adı ise Elizabet’ti. 6 Her ikisi de Tanrı’nın gözünde doğru kişilerdi, Rab’bin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı.”

Bütün bu bilgiler bir araya getirildiğinde kendisini mabede adayan, Levi soyundan gelen, ve Harun'un soyundan gelen Elisabet'e akraba olan Meryem'e ‘Harun'un kız kardeşi’ denmesinin nedeni anlaşılmaktadır. Dikkat edilirse Meryem'e ‘Ey Musa ve Harun'un kız kardeşi’ değil sadece ‘Harun'un kız kardeşi’ denmiştir. Bunun nedeni, az önce de ifade ettiğimiz mabet ile alakalı olmasıdır.

Kur'an'da Meryem'in annesi hangi sebepten dolayı "İmran'ın dişisi" olarak adlandırılmıştır?

Geleneksel olarak Meryem'in annesinin İmran'ın hanımı olduğu düşüncesine sebep olan Kur'an ayetine geri dönelim:

3:35 “İmran’ın dişisi demişti: Ben karnımda olanı sana hür olarak adadım, Sen bunu kabul buyur. Muhakkak ki Sen işiten ve her şeyi en iyi bilensin.”

Ayette de açık olarak görüldüğü gibi "İmran'ın hanımı" ifadesi olarak anlaşılan zevcetü İmran (زوجة عمران) değil imraetü İmran (امرأة عمر) ifadesi kullanılmıştır. "İmrae" kelimesi Arapçada "dişi" demektir ve "kadın" anlamında kullanılır. "İmrae" kelimesi tek başına kullanıldığında "zevce" kelimesi gibi "evli kadın" anlamı taşımaz. Örnek olarak aşağıdaki Kur'an ayetlerini verebiliriz:

27:23 “Orada, onlara bir kadının hükümdâr olduğunu gördüm ve kendisine her şey verilmiş ve bir de çok büyük tahtı var.”
28:23 “Medyen suyuna varınca, orada hayvanlarını sulayan kalabalık bir gurup insanla karşılaştı ve onlardan biraz ötede, kendi hayvanlarını uzakta tutmaya çalışan iki kadın gördü ve onlara: ‘Derdiniz nedir?’ diye sordu. ‘Bu çobanlar, işlerini bitirip uzaklaşmadıkça, biz hayvanlarımızı sulayamıyoruz; çünkü biz kadınız, bu işleri görecek başka kimsemiz yok, babamız da pek yaşlı’ diye cevap verdiler.”

Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi "imrae" kelimesi "bir erkeğin anlaşmalı hanımı" anlamına gelen "zecv" kelimesi anlamını vermemektedir. Dolayısıyla "imrae" kelimesi her kullanıldığında "birisinin hanımı" anlamına gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu bilgi ve daha önceki Levi kabilesi bilgisini göz önüne bulundurduğumuz takdirde 3:35 ayetinin tam tercümesinin aşağıdaki gibi olması kanaati doğmaktadır:

3:35 “İmran (sülalesinin) bir kadını demişti: Ben karnımda olanı sana hür olarak adadım, Sen bunu kabul buyur. Muhakkak ki Sen işiten ve her şeyi en iyi bilensin.”




Ayeti bu şekilde anladığımızda Meryem'in annesinin niçin karnındaki bebeği Rabbine adadığını anlayabiliyoruz. Bütün bunları anlayabilmek için Tevrat bilgisi gerekmektedir. Buradan yola çıkılarak Kur'an'ın da çok geniş bir Tevrat bilgisine sahip olduğunu gözlemlemekteyiz.

Yukarıda yaptığımız bu tercüme bazı okurlarımız tarafından ‘zorlama’ olarak değerlendirilebilir. Fakat ortaya attığımız deliller bunun ‘zorlama’ olmadığını, bilakis teolojik bilgiye dayandığını ispatlamaktadır. Ayrıca, 3:35 ayetinin konteksti olan 3:33 ve 34 ayetlerini ele aldığımızda bu tercümemizin tam doğru olduğu ispatlanmaktadır:

3:33 “Muhakkak ki Allah, Âdem'i, Nuh'u, İbrahim'in ailesini ve İmran ailesini, âlemlerin üstüne seçti. 34 Onlar birbirinin neslindendir. Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.”

Görüldüğü gibi ele aldığımız ayetin konteksti nesil ve sülaleden bahsetmektedir. Tevrat ayetlerinde de belirtildiği gibi İmran sülalesi olan Levi nesli de Rab tarafından özel olarak seçilmiş bir kabiledir. Dolayısıyla 3:35'in az önce sunduğumuz gibi tercüme edilmesi kesinlikle "zorlama" değildir.

Meryem'in annesinin "hür" olması:

Yukarıda belirttiğimiz birçok delilden bu yana, İsa'nın annesi olan Meryem'in Musa ve Harun'un öz kızkardeşi olan Meryem olmadığının başka bir ispatı 3:35 ayetinin kendisidir. Bu ayeti tekrar inceleyelim:

3:35 “İmran (sülalesinin) bir kadını demişti: Ben karnımda olanı sana hür olarak adadım, Sen bunu kabul buyur. Muhakkak ki Sen işiten ve her şeyi en iyi bilensin.”

Dikkat edilecek olursa Meryem'in annesi, karnındaki bebeği Rabbe adadığında bunu ‘hür’olarak yapmaktadır.




Kur'an'ın ifadesi ‘muharraran’ (محررا) kelimesidir ve bu kelime ‘hürriyet’ (حرية) kelimesinden türemiştir. Gerek birçok Kur'an ayeti gerekse birçok Tevrat ayeti Musa ve Harun'un annesinin hür olmadığını, bilakis Firavun Hükümetine köle olduğunu belirtmektedir. 

Meryem'in annesinin tarih kitaplarında da belirtildiği gibi Hanna değil de Yokabet olduğunu farz etmek ayet ile birebir çelişmek demektir, zira Kur'an'ın ta kendisi Yokabet ve ailesinin köle olduğunu belirtmektedir. Bu son bilgi ile bu konu kesin olarak açıklığa kavuşmuştur.
Dolayısıyla Kur'an'da inanılan Bakire Meryem'den dünyaya gelmiş İsa Mesih ile Hristiyanlıkta inanılan Bakire Meryem'den dünyaya gelmiş İsa Mesih aynı kişilerdir ve aynı anda, yani Milatta dünyaya gelmişlerdir. Kur'an'da bahsedilen İmran, Meryem'in ‘baba’sı değil ‘ata’sı dır. Meryem'in annesi Levi kabilesinden olan Hanna, öz babası da birçok Evanjelde belirtildiği gibi Yahuda kabilesinden olan Yoakim'dir.





                                                                          Taner Eon DEMİRCİ LOPEZ


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder